İnfertilite, tıbbi olarak kadın ve erkek faktörlerinin birlikte değerlendirildiği bir süreç olmasına rağmen, uygulamada erkek infertilitesi çoğu zaman geri planda kalır. Toplumsal algılar, kültürel kalıplar ve yanlış inanışlar, bu durumun en önemli nedenleri arasında yer alır. Oysa istatistikler, infertilite vakalarının önemli bir bölümünde erkek faktörünün tek başına ya da kadın faktörüyle birlikte rol oynadığını göstermektedir.

Erkek infertilitesinin geri planda kalmasının temel nedenlerinden biri, erkek üreme sağlığına dair farkındalığın düşük olmasıdır. Birçok erkek, üreme sağlığını yalnızca cinsel performansla ilişkilendirir. Oysa sperm üretimi, hormonal denge, genetik faktörler ve yaşam tarzı gibi pek çok değişken bu süreci etkiler. Bu faktörler çoğu zaman herhangi bir belirti vermeden değişebilir.

Toplumsal roller de erkek infertilitesinin göz ardı edilmesine katkı sağlar. Erkekten beklenen “sağlamlık” ve “sorunsuzluk” algısı, değerlendirme sürecinin gecikmesine neden olabilir. Bazı erkekler, infertilite incelemelerini “erkekliğe zarar veren” bir durum gibi algılayabilir. Bu algı, tanı sürecini geciktirerek tedavi seçeneklerini sınırlandırabilir. Kayseri’de infertilite sürecinde birlikte değerlendirilen çiftlerde, erkek faktörünün erken ele alınmasının süreci belirgin şekilde kolaylaştırdığı görülmektedir.

Tıbbi açıdan bakıldığında, erkek infertilitesi çoğu zaman sessiz ilerler. Sperm sayısı, hareketliliği veya yapısal özelliklerindeki değişiklikler, günlük yaşamda fark edilmez. Ağrı ya da belirgin bir rahatsızlık hissi olmadığı için değerlendirme ertelenebilir. Bu durum, infertilitenin yalnızca kadına ait bir sorun gibi algılanmasına yol açar.

Bir diğer neden de değerlendirme sürecinin yanlış sıralanmasıdır. Bazı durumlarda kadınla ilgili incelemeler detaylı şekilde yapılırken, erkek değerlendirmesi daha geç aşamada gündeme gelir. Oysa erkek değerlendirmesi, basit ve hızlı sonuç veren bir adımdır. Bu adımın baştan atlanması, zaman kaybına neden olabilir. Kayseri’de infertilite takibi yapılan merkezlerde, bu nedenle çiftlerin eş zamanlı değerlendirilmesine önem verilmektedir.

Erkek infertilitesinin geri planda kalması, psikolojik yükü de artırabilir. Sürecin yalnızca kadına yüklenmesi, çiftler arasında dengesizlik yaratabilir. Erkek tarafın sürece aktif katılması, hem tanı hem de tedavi uyumunu artırır. Bu yaklaşım, infertilitenin “ortak bir durum” olarak algılanmasını sağlar.

Erkek üreme sağlığını etkileyen faktörler arasında stres, beslenme alışkanlıkları, sigara ve çevresel etkenler de yer alır. Bu faktörler, yaşam tarzı düzenlemeleriyle kısmen yönetilebilir. Ancak bu düzenlemelerin yapılabilmesi için öncelikle sorunun fark edilmesi gerekir.

Sonuç olarak erkek infertilitesinin geri planda kalması, tıbbi bir gerçeklikten çok toplumsal algıların bir sonucudur. İnfertilite sürecini sağlıklı yönetmenin yolu, kadın ve erkek faktörlerini eşit ve birlikte ele almaktan geçer. Kayseri’de infertilite sürecine bu bütüncül bakışla yaklaşan takip anlayışları, hem tanı süresini kısaltmakta hem de çiftlerin süreci daha dengeli yaşamasına katkı sağlamaktadır.

Benzer Yazılar